Günlük Altın Fiyatları İçin Tıklayınız
İKSEV Yönetim Kurulu Başkanı Filiz Eczacıbaşı Sarper kültür sanat adına kentimizde büyük hizmetler gerçekleştirmiş özel bir insandır. Uluslararası İzmir Festivali kentimizin tanıtımında gerçek bir marka rolü oynuyor. Bu sene 25. yılını kutlayacak İKSEV'in ikinci bir festivali doğurduğunu da söyleyebiliriz. Hatırlarsanız, "Avrupa Caz Festivali" 17 yıl önce "Caz Günleri" adıyla başlamıştı. Bu oluşum büyüyerek bugün "Avrupa Caz Festivali" adını aldı ve İzmir'in gurur duyduğu bir festivale dönüştü. İKSEV'in 17. İzmir Avrupa Caz Festivali'nin açılışını, 2 Mart'ta Adnan Saygun sanat Merkezi'nde sıra dışı bir projeyle gerçekleşeceğini anlatan Sarper, flamenko'nun efsane dansçısı Antonio Najarro ve dans topluluğu Jazzing Flamenco'nun Türkiye'de ilk kez İzmir'de sahneye çıkacağını müjdeledi.
KÜÇÜK SALONLARDA
İzmir'in marka kent olmasında İKSEV'in önemli bir rol üstlendiğini düşünüyorum.
İzmir'in marka kent olmasında 'İzmir Festivali'nin tam bir bayrak etkinlik olarak önde yürümesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle, İzmir Festivali'ni hep öncelikli kılıyoruz. Ayrıca Avrupa Caz Festivali de kendi alanında son derece öncü niteliği olan bir festival. Burada Büyükşehir Belediyesi'nin desteği de önemli. Bu yıl Ahmet Adnan Saygun Kültür Merkezi'nde yapılıyor caz festivali. Caz müziği biraz daha küçük bir salonda, daha sıcak bir ortamda daha güzel olur dedik. Çok talep göreceğini de düşündüğümüz için açılış ve kapanış konserleri dışındaki konserleri diğer küçük salonlarda yapacağız. Yine, sergimiz de Adnan Saygun'da yer alacak.
Caz Festivali eğitime de önem veriyor değil mi?
Evet. Bizim 'Siena Caz Vakfı' ile bir işbirliğimiz var. Ve bunun sonucunda da yaklaşık 7 yıldır buraya gelen müzisyenler, gelen sanatçılarla ustalık kursu veriyorlar. Çeşitli enstrüman çalan genç müzisyenlerimiz bu çalışmalar sonucunda çok güzel geri dönüşümler alıyorlar. Sonrasında da 2 öğrenci seçiliyor ve burslu olarak dünya çapındaki 'Siena Caz Okulu'na gönderiliyor. Caz müziğiyle uğraşan tüm sanatçılar, Siena caz Okulu'nda... Gönderdiğimiz müzisyenlerimiz orada önemli kişilerle tanışma ve konserleri izleme şansı buluyorlar.
Yaptığınız festivalleri, verdiğiniz emeklere değer buluyor musunuz?
Sanatsal etkinlikleri hem gerçekleştirmek hem de kişileri oralara çekebilmek için çeşitli çabaları göstermek lazım. Tabii ki kolay değil. Güzel bir şey yaptığımız zaman, bunun sürdürülmesi gerektiğine de inanıyorum ve inancımı hiç kaybetmiyorum. Bence İzmir Senfoni Orkestrası'yla, Devlet Opera ve Balesi'yle, Devlet Tiyatrosu'yla ve festivalleriyle Türkiye'de ayrıcalıklı bir kent. İstanbul'u ayrı tutuyorum ancak diğer kentlerin önünde bir kent İzmir. Ama bizim gerçekleştirdiğimiz festivallerin de Avrupa'da İzmir'i saygın bir kent haline getirecek düzeyde olduğuna inanıyorum.
SEYİRCİ SAYISI ARTTI
25 yıl önce bu işe başladığınızda bu noktaya gelineceğini hayal etmiş miydiniz?
Hayal etmeden başlanamazdı sanırım. Hedefimiz belliydi. Başlandığı ilk yıllarda sanatsal boyutu ve dünya çapında sanatçıların festivale katılması zaten ilk günden bu yana sürüyor. Hepimiz anımsıyoruz. İlk Ray Charles, Joan Baez gelmişti hatırlarsanız. O dönemde böyle dünya yıldızlarıyla belki de ilk kez karşılaşmanın getirdiği heyecan vardı. Zaman içinde festival seyircisinde ciddi anlamda bir artış olduğunu görüyoruz. En azından festival beklentisinin artığını ben gözlemliyorum.
Önünüzde ne gibi yeni projeler var?
İzmir Festivali'ni önümüzdeki yaz başında, Haziran ayında en iyi şekilde gerçekleştirme hedefimiz var. Festivalin İzmir'in markalaşması yönünde çok önemli bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Kültürel mirasımıza sahip çıkmak ve kültürel mirasımızı çağdaş sanatçılarımızla bütünleştirebilmek amacındayız. Bunun dışa tanıtımda çok önemli olduğunu düşünüyorum. 25'inci yılımızda gerçekleştirmek istediğimiz bir projemiz var. Bu da 'Müzik Müzesi'nin hayata geçirilmesi. Biliyorsunuz Alsancak Garı'nın karşısındaki binamız 'Müzik Ev'in restorasyon çalışmaları bitmişti. İçinde Türkiye'de az bulunur bir koleksiyon yer almakta. 300'e yakın çeşitli otantik Türk sazları burada sergilenecek. Bunun dışında eşine az rastlanır 8 bine yakın taş plak ve konser kaydı var. O da bir müzik kütüphanesinin çekirdeğini oluşturacak. Binadaki bir takım eksiklikleri açılıştan önce gidermeye çalışıyoruz. Ve 2010 sonundan evvel orayı açmayı ümit ediyoruz. Hayaller her zaman devam ediyor. Biri bittiğinde yeni hayallerle yola devam ediyoruz. Başka projelerle kente hizmet etmeye devam edeceğiz.
Akademi'de öğrenim gören kaç talebeniz var?
Şu anda sanırım 100 öğrencimiz var ama bu rakam zaman zaman değişebiliyor. Mesela bir ustalık kursu yapıldığında, 20-30 öğrenci gelebiliyor. Şimdi caz çalışması için 30 öğrenci gelecek.
Dört yaşında öğrencileriniz de varmış...
İlkokul öncesi, ana okulunda eğitime hazırlanan öğrenciler gibi onlar. Müzikte de aynı şey oluyor. Burada alınan eğitim bir kurs niteliğinde değil, çok daha geniş nitelikte bir okullaşmayı öngören ciddi bir eğitim. Bunun sonunda eğitsel veya mesleki dalda öğrenciler yetiştiriliyor. O bölümler öğrencinin yeteneğine göre ayrılıyorlar. Bale kursumuza da küçük yaşta başlanıyor. Birkaç yıl sonra yalnızca stüdyoda bale dersi almakla kalmıyorlar. Bale koreografisi, tarihi dans, modern dans eğitimi alıyorlar. Bijen Molay bale bölümünde danışmanımız olarak çalışmalarını sürdürüyor. Dönemin en iyi ve tanınan dansçılarından biri olan Sahsa Stanov her yıl buraya geliyor. Bizim öğrencilerimizle çalışıyor. Kendisinin lakabı 'Hocaların Hocası'dır.
"Birlik olmamız gerekiyor"
İzmir'in hak ettiği yerde olmadığı konunda sizin düşünceleriniz nedir ?
İzmir gerçekten eşsiz doğasıyla, kültürel mirasıyla çok daha farklı bir yerde olabilir diye düşünüyorum. Ama, bence burada en önemli etken birlikte olmamak. Bu birliktelik çok önemli. Bu birlikteliği ilk kez EXPO yarışında hissettim ve o çok güzel bir duyguydu. Herkesin ilk defa aynı yöne baktığını gördüm. Bu çok çok önemliydi. İzmir'in turizm kenti olması hedeflenebilir ama aynı zamanda sanayinin de gelişmesi gerekir. Hedefe birlikte yürüyüp, planlı bir şekilde gidilirse marka kent olmaması için hiçbir nedeni yok İzmir'in. Ben umutla bakıyorum ve yapılabileceğini de düşünüyorum. Kentimizin değerlerine sahip çıkmak lazım. Bu güzel değerlerin şehrimizde olmasından gurur duymamız lazım. Artık bir dönüm noktasındayız. Çünkü, İzmir'in marka kent olması çok konuşuluyor. En azından bu daha önceki yıllarda konuşulmayan bir konuydu. Artık bu konuşulup tartışıldığına göre, bir karar doğrultusunda hepimiz bir yöne bakarak güç birliği içinde ilerlersek, bence İzmir çok daha güzel noktalara gelecektir.
Yeni Asır