Yazımın nedeni sevgili köşe yazarımız Yavuz'un yazısı ve düşünceleri üzerinedir.
Yeni Medyanın da en güzel taraflarından biri de bu sanırım.
Bir basılı yayın organında sevgili ya Yavuz'un yazısı ya da benim birazdan yazacağım yazım mutlaka
müdürümüzden geri dönerdi.
* * * * *
Aslında herşeyden önce Ziya Gökalp'in güzel bir sözüyle başlasam iyi olur.
"Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur. Köylü anlar manasını namazdaki duanın Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kuran okunur Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüda'nın Ey Türk oğlu, işte senin orasıdır vatanın."* * * * *
Yavuz'un dediğine göre bazı kesimlerin ezanın Türkçe okunması isteği Yavuz'un da içinde bulunduğu bir kesim tarafından
KÜFÜR gibi algılanması bana
KÜFÜR gibi geldi.
Fikrini,
“Alacaksın eline bıçağı...............” diyebilecek
kada
r
açık dilli bir şekilde anlatabilen Yavuz kardeşimin başkasının fikirlerinden bu derece
rahatsız olması beni bir hayli
rahatsız etti doğrusu. Bunu bir siyasetçiden duymuş olsaydım tiksinirdim kendisinden fakat Yavuz kardeşimin bu yazısan hiç bir çıkarı olmadığını, tamamen kendi fikirleri ve inancına bağlılığını simgelediğini düşündüğüm için içim rahatlıyor
* * * * *
Bu yüzden ona ben de burdan cevap vermek karşıt fikrimi belirtmek istedim.
Zannediyorum ki ezanın Türkçe okunmasını inancına bir hakaret olarak algılamışsın.
Fakat;
Ezan, 1950'ye kadar Türkçe okutuluyordu. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü dönemlerinde ezanın
kendi dilimizde okutulması uygun görülmüştür. Yani bu tür söylemlerin bu kadar aşırı tepkiye ve cihata çağrı yaparcasına eline bıçak almak derecesinde sinirlenilecek bir durum olmadığını burdan anlamı umuyorum. 1950'ye kadar da Müslüman oranımızda yine aynıydı inançlara bağlılığımız da.
3 Temmuz 1993'te de bir kaç kendini bilmez gazetecinin söylemleri ve dönemin
Refah Partisi ve
Büyük Birlik Partisi üyesi
(aralarında halk tarafından seçilen millet vekilleri de bulunmaktadır) Aziz Nesin'in
"Müslüman değilim Kur'an-ı Kerim'e inanmam ama herkesin inancına da saygım vardır" sözlerini
Müslüman Mahallesinde Salyangoz Sattılar manşetiyle yayına verip binlerce kişinin
Şeriat istekleri ile ellerinde
taşlarla sopalarla yazarın bulunduğu otele yürüyüp
47 kişinin yanarak ölmesine sebep olduklarını hatırlamanı isterim.
Gerçi belki bu da senin söylediğin gibi Lut kaviminin başına gelen benzeri bir olaydır senin inancına göre bilemem tabi...* * * * *
İşin özü şu ki ezan ister arapça ister türkçe olsun içindeki anlam önemlidir.
Şahsi fikrimi sorarsan ezanın türkçe okutulmasından yanayım herkes arapça bilmek zorunda olmadığından ötürü.
Umarım bana da kızmassın ama, ben Kur'an-ı Kerim'i türkçe meali ile okudum. Amacım sevap kazanmak değil inancı anlamaktı. Bundan seneler önce aklıma takılanları din kültürü öğretmenime sorduğumda tüm sorularım -cevapsız kalması yine kabul edilebilirdi- terslenerek ve sözlü notlarıyla korkutularak geri çevirildi. O gün anladım ki inançlar tabulaşmış ve üzerine konuşulması mutlaka bir tarafın canını yakmaktadır. İnancına sahip çıkmak çok yanlış anlaşılmış ve her farklı görüş kabul edilemez hale gelmiş. Ben de o günden sonra kimseyle kendi inancım veya başkasının inancı hakkında konuşmadım.
Senin aracılığınla da bu yazıyı ulaştırabildiğim herkese söylemek istediğim, inancını herşeyin önüne koymamak gerektiği. Yani şuan Libya'da, Mısır'da, Japonya'da hatta en önemlisi Türkiye'deki güncel gelişmelerin önüne koymayın. Kimin inancını nasıl yaşayacağı kimse tartışamaz bile.
Yazımı güzel bir karikatürle süslemek istedim umarım hoşunuza gider.
