

İsminden ötürü bir sempati kazansa da nedir aslında bu Arap Baharı dediğimiz ?
Bir ara Star TV'nin haber bültenlerinde yayınladığı bir kuşak vardı.
Halkın içinde bir muhabir, gündemdeki konular hakkında sorular soruyordu. Biz de televizyonlarımızın başında ya onlarla beraber öğrenerek ya da ağlanacak halimize gülerek seyrediyorduk.
Eminim ki aynı sistemi "Arap Baharı nedir ?" sorusu ile yapsalardı en iyimser tahmin ile birkaç kişinin Arap ülkelerindeki despot devlet yapılarına karşı yapılan ayaklanmalara verilen genel ad olduğunu söyleyebileceğini varsayalım. Peki kaç kişi büyük resmi görebilecekti ?
Arap Baharı'nı anlayabilmek için bu ayaklanmalara verilen Bahar isminin nerden geldiğine bakalım.
Çekoslavakya'yı hatırlayanlarımız var mı ? Evlerinizde 1992 öncesi atlasları olanlar Çekoslavakya'nın Dünya üzerindeki konumuna bakabilirler. Olmayanlar için hatırlatalım; Çek Cumhuriyeti, Slovakya...
Yani bu iki ayrı ülkenin bölünmeden önceki isimi... Arap Baharı'nın isim babasıdır Prag Baharı. Bir ülkeyi iki ayrı ülke yapan, 74 yıl boyunca bir arada yaşayan insanları birbirinden ayırdan bir bahar. Sonuçları ise şu şekilde olmuştur bu mevsimsel değişikliklerin;
"5.000 - 7.000 civarında tank ve sayısı 200.000 - 600.000 arasında değişen asker Çekoslavakya'ya girdi. Çatışmalar sırasında 72 Çekoslavakyalı öldü ve yüzlercesi yaralandı. İşgalin sonucu olarak yaklaşık 300.000 civarında insan Batı ülkelerine göç etmek zorunda kaldı."
Gelelim bizim Arap Baharımıza başlangıç olarak 18 Aralık 2010'da Tunus'ta başlayan protestoları gösterebileceğimiz bu baharın şimdiye kadar ki sonuçları ise şu şekilde,
Peki ya bu bahar havası Türkiye'yi nasıl etkileyecek ?
Türkiye'nin şu ana kadar bu haritadaki renkli sınırlara aktif bir biçimde etki ettiğini düşünecek olursan yine bir başkanlık pozisyonunda bulunduğunu düşünebiliriz. Bölgedeki ağırlığını düşünecek olursak bu fikrimizde pek de yanılmıyor gibi gözükebiliriz de. Peki ya bunca senedir Türkiye ile müttefik halinde bulunan bu ülkelere karşı Türkiye'nin bu tutumu karşısında müttefiklerinin güvenini koruyabilecek mi?
Son olarak ufak bir araştırmanın sonucunu da aktarmak istiyorum ki bana göre bu en önemli bölümdür.
Liam Stack ismi hiçbirimiz için bir anlam ifade etmiyordur eminim. Bu araştırmadan önce benim içinde etmiyordu. Liam Stack bir gazetecidir. Bunun dışında bir çok işi de beraberinde yürütebiliyor kendisi. Şöyle ki;
Sudan'da kilise için çalıştıktan sonra, 2008 yılında Mısır'a gelen işçi hareketlerini örgütlemiştir. Kendisinin en son haberi 28 Ekim 2011 tarihli olup New York Times internet sitesinde yayınlanmıştır. Haberde Suriye yönetimine karşı isyan çıkartan eski askerlerin Türkiye sınırları içerisindeki sığınaklarda bulunduğunu yazıyor kendisi.
Peki nedir bu gazetecinin özelliği ?
Önce iç savaş yüzünden kendi içindeki muhalifler tarafından kurulan özerk bir yönetimi kabul etmek zorunda kalan Sudan'da, sonra da yönetimini pentagonlu yetkililerin eline bırakmak zorunda kalan Mısır'da, henüz bu sorunlar boy göstermeden hazırda bulunması...
Liam Stack'ın bu ülke değişikliği hareketlerini göz önünde bulundurup mantık çerçevesinde bakınca kendisinin yerini tahmin etmek de zorlanmayacaksınızdır. Şu sıralar kendisinin Suriye'de olması gerekiyor sanırım... Ama o şu anda Suriye'de değil, Türkiye'de.
Türkiye'nin Libyalı muhaliflere yaptığı milyon dolarlık desteklerden sonra, şimdi de Esad yönetimine yapılan yaptırımlara eğer Türk halkı yada herhangi bir siyasi irade bir an önce tepki göstermezse Türkiye'nin sonu da bu ülkelerden farksız olacaktır.
Belki abartı bir korku gibi gelebilir fakat, endişemin yersiz olduğunu söylemek de biraz vurdum duymazlık olurdu.